Sziget Performanslar

img

Sziget Line Up – İzlediğimiz Performanslar ve Anılarımız

Sziget Festivali müzikal anlamda belli bir türün en iyilerini ağırlama iddiasında değil, bu açıdan Glastonbury, Roskilde, Tomorrowland gibi Avrupa’nın önemli festivallerinden ayrışıyor. Neredeyse her müzik zevkine uygun çeşitlilik hakim. Rock, pop, rap, elektronik, indie, etnik gibi türler, reggae’den operaya kadar neredeyse her şey mevcut. Sziget’i diğerlerinden farklı yapan ve daha ‘mass’ bir kitleye hitap ettiren önemli unsurun da bu olduğunu düşünüyoruz.

Bizim için ortalama bir gün, öğlen başlayan farklı tarzlardaki alternatif grupların ardına akşamüstü sahneye çıkan indie grupları, arada reggea, Afrika gibi sahnelerde takılmaca. Akşam ana sahne, parti, ardından club tarzı barlar, tribute sahnesi, alternatif sahne ve gecenin ilerleyen saatlerinde alternatif sahnedeki dj performanslarıyla geçti.

 

Sziget’te Ne Dinledik?

İlk gün: Sziget Festivali’ne çarşamba günü (1. gününde) vardık. Kendi deyimleriyle -1 ve 0. günlerdeki birkaç güzel performansı kaçırmış olsak da akşamüstü çadırımızı kurup dolaşmaya başladık. Sıfırıncı günde açılış partisi Deadmau5 çok güzel geçmiş, gece DJ Deniz Koyu da oldukça sağlammış duyumlarımıza göre. Electro-house-punk arası sert bir müzik yapan Bloody Beetroots kaçırdığımıza en üzüldüğüm kişi oldu.

Yetişebildiğimiz ilk konser farklı ülkelerden az bilindik müzisyenleri ağırlayan Europe sahnesindeki Gloria Boateng oldu, sahne enerjisi çok iyiydi. Hızlıca Imagine Dragons‘un sonuna yetiştik. Finali Radioactive’le yapmaları bizlere kıyakları oldu diyebiliriz. Tüm ülkelerden sayısız bayrağın dalgalandırıldığı bayrak partisinin ardına Placebo ana sahnedeydi. İstanbul’da da izleme fırsatı bulduğumuz abiler ortaokulun depresif yıllarına döndürdü tekrar izleyenleri. Placebo’nun sonunu beklemeden ikinci en büyük sahne olan A38’de Tom Odell‘e geçtik. Piyanosuyla sakince söyledi şarkılarını, üçüncümüz Volkan indie’ciliğini bozmadan sonuna kadar kaldı, ama biz dışarı çıkıp Skrillex‘e hazırlamaya başladık kendimizi. Ana sahnede Skrillex, aynı anda da Miles Kane varken, Skrillex’e geçtik, Volkan bir süre sonra Miles Kane’i izlemeye gitti. Skrillex tam olması gerektiği gibiydi, deli gibi tepindik. Volkan da Miles Kane’den çok mutlu ayrıldı ve ilk gecemiz hızlı, biraz yorucu ama çok keyifli şekilde devam etti.

Sziget Main Stage

Biraz sakin taklıp festivalin en meşhur atraksiyonlarından luminarium’a gittik. Festival boyu neredeyse 3 saat sıra olan yerde Türklüğümüzü gösterip kaynak yaptık, o kadar bekleyecek kadar Avrupalı değiliz maalesef. :) Gece 1’de tribute sahnesinde Rolling Stones çalan Stoned grubunu dinledik, beklentilerimizin biraz altında kaldı. Belki de Rolling Stones’un o kadar hastası değilmişiz, pek benzetemedik. Geceyi sonlandırmadan Chill Garden‘da uzanarak biraz detoks müziği dinleyip gevşedik.

İkinci Gün:

2. günün sabahını (öğlen diyelim.) festival alanını keşfetmeye ayırdık. (Detaylı yazı için bkz: Sziget Festivali’nden sonra) Ufak bir şehir gezer gibi dolaştıktan, ve birkaç alternatif sahnede takıldıktan sonra, A38’de Fink konserinin en ön sırasına yerleştik. Volkan’ın özel favorisi Fink’i dinledikten sonra Bastille‘in sonuna yetiştik, onlar da bizi kırmayarak, müthiş bir enerjiyle en meşhur şarkıları Pompeii’yle final yaptılar. Ardından Amerikalı Nil Karaibrahimgil Lily Allen‘da kısa süre kalıp uzaklaştık. Fazla ergen işi diyebiliriz. Başka arkadaşlarla da toplaşıp Macklemore&Ryan Lewis için kalabalığın ortasına karıştık. Abiler iyi hoş da biraz çok konuştular sanki, sıklıkla toplumsal mesajlar vermeler falan, tabii onların bu özelliğini seviyoruz o ayrı ama her şarkı arası politikacıya bağlamayıp modu yüksek tutsa daha mı iyiydi ne? Aynı anda alternatif sahnedeki Bonobo‘yu kaçırdığımıza da üzüldük açıkçası, insan hepsini istiyor tabii!

Sziget'te Kamp Alanları

Ana sahnede konserler 11’de bitiyor ve hayat diğer sahnelerde devam ediyor, bugün alternatif sahnenin açık ara en kalabalık olduğu gündü. Yağmurun da etkisiyle tek kapalı sahne olan A38’e akın ettik tüm festivalciler. Stromae de kalabalığın hakkını verdi ve çok eğlenceli bir konser geçirdik. Çok kalabalık olduğu için kapının kapatıldığı haberi gelince sığındığımız yerden ayrılmayıp ünlü DJ’lerden Kavinsky‘le devam ettik geceye ve 3 gibi de sırılsıklam şekilde çadırlarımıza koşturduk.

Üçüncü Gün:

3. gün bizim için en zayıf line-up’ların olduğu gün olduğu için alternatif sahnelerde ve diğer alanlardaki etkinliklere katıldık. Afrika sahnesinde tamtam workshop‘una ve Reggea sahnesinde absürt danslara katıldıktan sonra sabah 10’dan sabah 6’ya kadar elektronik müzik çalan Colosseum’da muhtemelen her saniye kafası güzel insanlarla (biz de pek farklı değildik.) dans ettik. Ana sahnedeki Manic Street Preachers‘ı uzaktan biraz dinleyip, ortaokul zamanlarında nu-metalci olan gençlerin (Barış oluyor bu.) ilahı Korn için saat 9’da kalabalık içinde tepinecek şekilde pozisyon aldık ve hakkını verdik. Hava yine bozunca alternatif sahnede Kelis‘i dinledik, milkshake dışında pek bi numarası olmayan bu hatundan sonra Klaxxons ilaç gibi geldi. Rock ve elektronik arasında ortanın rock’u şeklinde kendini konumlandıran abiler beklentilerimizin çok üstündeydi ve geceyi alternatif sahnedeki dj setleriyle devam ettirdik. Sandro Silva, Laidback Luke ve Dave Martin‘le sabah 6’ya kadar eğlendik. Özellikle Laidback Luke hem enerjisi hem de sahne/ışık şovlarıyla mükemmeldi, ya da bizim kafamız çok iyiydi ya da hepsi beraberdi. :) Sabah 6’da tüm festival alanında müzik kesilince savaştan çıkmış gibi gözüken festival alanında temizlik çalışmaları arasında yürüdük ve güzel bir uykuyu hakettik.

Sziget'te Türkiye

Dördüncü Gün:

4. gün, çimlerde uzanmacalı, mekanlarda oturmacalı bir gündü. 16:00’da ana sahneye çıkan  indie grubu Bombay Bicycle Club‘ı dinledik. Tam bir İngiliz indie grubuydu, ve çimlere uzanıp rahatça dinlemesi keyifliydi. 7’de ana sahnenin önünde binlerce insan biribirimize boya tozu fırlattınca ayıldık. Saçlarımızdan renkleri dökmeye çalışırken niye ana sahneye çıktığını çok da anlayamadığımız Madness‘a göz ucuyla bakıp,  alternatif sahnede Jagwar Ma‘ya yetiştik. Saykodelik müzikleriyle bir hayal dünyasında gezinip, günün headliner’ı The Prodigy‘e geçtik. Sert abilerin enerjilerinin hakkını veremedik. Alternatif sahnede Wild Beasts‘de uyuyazdıktan sonra World Village sahnesinde Macar roman havaları dinleyip kendimize geldik, danslarımızla da ilgiyi üzerimize çektik. :) Biraz club tarzı mekanlarda dolanıp, tribute sahnesinde beklediğimizi bulamayınca alternatif sahnenin gece inanılmaz devam eden dj setlerine geldik. Fedde le Grand ününü hakkettiren bir performans sergiledi, ardından sabah 5’te sahneye çıkan Julia Carpenter‘la da adada müzik kesilene kadar eğlendik.

Sziget logosu

Beşinci Gün:

5. ve son güne ayılmaya çalışırken Avrupa sahnesinde alternatif gruplar dinleyerek takılmaya başladık. Biraz Macar yerel sanatçıların çıktığı sahneye bakalım dedik, oldukça garip bir tür punk (?) yapan bir grupla coşan insanları coşkusuna saygı duyarak, biraz da şaşırarak izledik. Herhalde yabancı birisi Duman dinlese benzer hislere kapılır. 5 buçukta İngilizlerin en iyilerinden The Kooks çıktı. Çok keyifli bir konser verdiler. 7 buçukta çıkacak Outkast‘ı pas geçip etrafta takıldık ve kendimizi kapanış partisi Calvin Harris‘e hazırladık. Calvin 1 buçuk saat boyunca inişli-çıkışlı stiliyle ve çok meşhur mixleriyle sağlam eğlendirdi, sonunda da havai fişeklerle hem mutlu olduk, hem de sonun başlangıcına üzüldük. Saat 12’de çıkacak Darkside en merak ettiğimiz performanslardan biriydi, özellikle Barış 2 kişilik ekibin DJ’i Nicholas Jaar‘ın sağlam hayranıyken bu ilginç projesini de çok merak ediyordu. Performansları tam anlamıyla bir astral seyahatdi. Ya da yine kafamız iyiydi. :) En etkilendiğimiz performans olduğunu söyleyebiliriz. Darkside’ın ardına Balkan ve elektronik müziği birleştiren Djaikovski, bu ürkütücü tanıma rağmen iyiydi. Gecenin devamı Türkiye’de çok nadir dinlenebilen drum&bass ve dubstep ile baya sert geçti. Sahnenin önünde oluşturulan yuvarlakta tüm gece pogo yapıldı. 4 buçukta sahneye çıkan Black Sun Empire aralarındaki en iyisiydi, tüm gece tepinme, bass’a vücudunu teslim etme şeklinde geçti. Sabah 6 olduğunda uzun bir uykudan uyanır gibi çıktık mekandan. Son kez aynı yollardan yürüyüp kampa döndük, çadırları toplayıp uçağa yetişmemiz lazımdı. Havalimanı yolu bu muhteşem deneyimin birişi sebebiyle biraz buruk geçse de tüm uçuşta uyuduğumuzu ve evde aynen müziğe devam ettiğimizi söyleyebiliriz.

Festival ile ilgili tüm bilgiler ve deneyimlerimiz için şu banner’a tık tık:

Sziget Festivali Nasıldı

img

Portbou Gezi Rehberi

ŞİRİN İSPANYOL SINIR KASABASI Turistik pek bir değeri olmayan, Fransa sınırında 1300 küsür nüfuslu…

1 Yorum

Daha önce hiç yorum yapılmamış

Siz de yorum yazarak bize ulaşabilirsiniz.